ANADOLU'NUN ÖZÜNE YOLCULUK...

5/12/2008 · Kategori: Mektuplar




ANADOLU'NUN ÖZÜNÜ ÇIKARMAK GEREK.... SİYASETTE BÖYLE OLMALI, EDEBİYATTA....
BİLİYORUZ Kİ; HER ŞEYİN EN GÜZELİ BU TOPRAKLARDA...

SAFKAN ANADOLU IRKI OLAN RESİMDEKİ "AKBAŞ" GİBİ... :)

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

ANTOLOJİ.COM'DA BİR SÖYLEŞİ...

28/10/2008 · Kategori: Mektuplar

Demeter_34;
Merhaba Kültür ve Edebiyat grubunun etkinliği olarak bugün Şair Fikret ÖZDAL ile birlikteyiz…



1-Fikret Özdal kimdir? Bize kısaca kendini tanıtır mı?

            Memnuniyetle. Ama önce sizin aracılığınız ile yazın serüvenlerinin daim olmasını diliyorum Değerli Dostlarımın.

            Evliyim. Eşimle birlikte “Nehir Hanımefendi”nin doğuşunu bekliyoruz. Kendisi şubat ayında teşrif edecekler ÖZDAL ailesine. :) Şu sıralar bütün beyin aktivitelerim bu bağlamda işlediğinden beni tanımak isteyenlere en kısa otobiyografi bu olur herhalde…

            Ekmeğimi Harita Mühendisliği yaparak kazanıyorum. Şu an itibariyle DSİ Erzurum Bölgesi Kamulaştırma başmühendisliği görevini yürütüyorum. Hayatım; daha çok Erzurum’da olmak üzere Erzincan ve Ağrı İllerinde -sosyal demokrat kişiliğimle uyuşumlu olarak- “Kamulaştırma” yaparak geçiyor. Masanın arkasındaki portrede düşünce dünyamdaki iki önderden biri bana gülümsüyor. Bu tarihe kadar onun yüzünü kara çıkarmadım.

            Diğer önderim ise malumunuz Sevgili Babamdır. Bakın, zengin olmak istemiyorum, büyük bir şair olmak istemiyorum, genel müdür falan olmak istemiyorum. Sadece ama sadece bir gün Emekli Öğretmen İbrahim Hakkı gibi bir adam olmak istiyorum. Her gün, her saniye gelişmekte, yeni şeyler öğrenmekte ve büyümekte olmama rağmen birkaç fırın daha ekmek yemem gerekiyor. Fakat benim yine de umudum var. :) Memleket diyorsanız; Niksarlıyım. İlkokuldan sonra baba ocağından ayrıldım. Genç yaşıma rağmen Türkiye’nin her köşesinde bir yaşamışlığım var. Yaşanılanı tek kelimeyle özetlememi isterseniz yanıtım “GURBET” olacaktır. Neyse ki son iki yıl itibariyle “Sıla”sına kavuşmuş bahtiyar bir adamım. :)

 


2-Ortaokul ve lise yıllarında edebiyatla ilginiz var mıydı? Şiirle tanışmanız yazmaya başlamanız bu yıllara mı denk geliyordu?

            Yazın deyince; “İnsanoğlu neden yazar?” sorusuna yanıt vermekle başlamak gerekiyor konuşmaya…

            Bilinçaltımız üç güçlü duygunun esiridir. Kötü ve hayvan bir yanımız var; ARZU… İnsan yönümüz ise; GURURUMUZ. Ama bunlardan öte öyle bir kavram var ki; bendeniz bu duygunun esiriyim. KABUL GÖRÜLME BİLİNCİ…

            Kabul görülmek öyle kolay bir iş değil… “Öteki”ne ihtiyaç duyuyorsun bir kere. Sıradan olmayan, yeni şeyler üretmek, söylenmeyeni söylemek, hiç yapılamaz deneni yapmak gerekiyor. :) Yani durumumuz ziyadesiyle kötü. Çoğunlukla güçlü bir özeleştiri yağmuru ile geçiverir günlerim.

            Diğer taraftan tüm bu olumsuzluklar(!) insana okumayı getiriyor. Hele bir de soğuk ve kimsesiz yatılı okul koğuşlarınız varsa; değmeyin okumanın keyfine… Sonra bu okumalar yetmez oluyor insana, yazmalar başlıyor. İlk başta ürkek, kendine yazdığın şiirler, ilk sevgili ile kabuk değiştiriyor. Ardından özgürlük ve eşitliği keşfediyor genç adam. Kendi derdini bırakıp ötekinin durumuna ağıt yakmaya başlıyor.

      Gerçek bir tarih vermek zorunluluğum var ise; Nazım Hikmet ve Atilla İLHAN şiiriyle tanıştığım Lise 1 yaz tatilini önemli bulurum. Çünkü o yaz düzenli bir şekilde bir şeyler yazmaya başladım.

           


3-Şiir sizce nedir? Bugün yani modern Türk şiiri ne durumdadır?

            “ŞİİR BİR AYIKLAMA ÇABASIDIR”. Sartre’ın yazın için söylediği tam da şiir’in endamına yaraşıyor. :) Bir kez şiir yazdın mı kendini; uçsuz bucaksız bir ormanda en yüksek ağaca çıkmış, tüm ormanı kuşbaşı seyre dalmış gibi hissedersin. Yanlış mıyım? Ayrıca hayatın tüm o kötü kokularını, 21.yüzyılın tüketim alışkanlıkları, post-modernizmin zehirli saplantılarını ayıklayıp, aşka, cesarete, korkuya, umuda, direnişe dair bir şeyler söyleyebilmenin en etkin yoludur şiir…

      Türk Şiiri ne durumdadır?...

      Ataol Behramoğlu’nun İngiltere hikâyesi aklıma gelir dost sohbetlerde bu konu açılınca…

            Ayrıntısına girmeden; Ataol Usta İngiltere’de yüksek yaparken komisyona sunulacak bir çalışma istenmiş ondan. Halk Edebiyatınıza dair örnekleri derleyip, hazırlanacaksınız. Ataol Usta hararetle işe başlayınca görmüş ki; bizim edebiyatımız hala sözlü kültürde devam ediyor… Üşenmemiş saz çalmasını öğrenmiş. Tarihi gelince de sunumun, sazıyla çıkmış komisyonun karşısına. :)

     Hocası “Ataol biz senden halk edebiyatınıza dair slâyt gösterini bekliyorduk, sen şu çalgı aleti ile çıktın karşımıza” deyince;

     Ataol “Efendim bunu adı sazdır. İşte bizim edebiyatımız bu” deyip çalmaya başlamış. Artık Pir Sultan Abdal mı dersiniz, Dadaloğlu mu, Âşık Veysel mi… :) Rivayet olunur ki o sunumdan en iyi notu bizim Usta almış…

     Ataol Ustanın Üniversitedeki söyleşisinde bize fısıldadığı sırrı sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Şiirin bu dünya da iki dili vardır. Biri Fransızca ise diğeri mutlaka Türkçedir.

     Türkçe şiir yazabilmek, yazılan binlerce eser arasından sıyrılıp öne çıkabilmek kolay bir şey değil. Nazım Hikmetin, Aşık Veyselin, Orhan Velinin, Atilla İlhanın……(UZAR GİDER) çıktığı bir edebiyat yurdunun şiirin anavatanı olduğunu inkar edecek babayiğit varsa çıksın karşıma?

     Yeni şairlere bu güçlü çizgiyi muhafaza etmek kalıyor ve bunu başaran çokça şairimiz var.

     Lakin f tipi ümmetçi kelamları ve nihilist serzenişleri şiirden saymadığımı not etmeden geri kalamayacağım. :)

 


4-Şair yüreğindeki sözcükleri dize dökerken nasıl bir ortamda bunu gerçekleştirir. Fiziksel bir ortam olarak bir hazırlık yapar mı?

  Şair sorgulayan kişidir. Önce kendini sonra çevresinde olup bitenleri eleştirmekle şiiri gerçekleştirebilir. O yüzden “Hüzün” vazgeçilmez bir enstrümandır şair için. Mutluluğun şiir yazdırabileceğine şüphe ile yaklaşıyorum. Şiir şairin bilinçaltında kendi takvimini yürütür ve zamanını bekler. O zaman geldiğinde ise artık kişinin; masa başında, otobüste veya cephede olması fark etmez; o şiir artık yazılmıştır.


5-Hangi şairleri beğeniyorsunuz? Sizi etkileyen şairler kimlerdir?

 

Halk Ozanlarını keyifle okurum. Onlar arasında ayırım yapmayacağım. Modern Türk Şiirine gelince; Nazım Hikmet, Atilla İlhan, Ataol Behramoğlu, Can Yücel, Haydar Ergülen, Murathan Mungan evet ilk bakışta beni etkileyen şairler bunlardır diyebilirim.

Antoloji serüvenime başladıktan sonra keşfettiğim çok değerli kalemler var, isimlerini tek tek sıralamak istemiyorum, saygımdan dolayı.

Yabancı şairler de var. Lorca, Neruda, Mayakovsky, Eluard ve elbette Boudelaire…

6-“Şiirin içinde fikir, elmanın içindeki gıda kadar saklı olmalıdır” sözünü nasıl değerlendirirsiniz?

Şiirde şeklen yalın ve ağdasız bir Türkçe kullanımını tercih ediyorum. Elbette her şair gibi okura vermek istediğim bir mesajım var. Yalnız uzun zaman önce farkettim ki; şiirde düzyazı gibi fikir çabası içine girilmemeli. Sınırlı okuyucu kitlemden; ( eşim, birkaç dostum ve antolojideki ustalar :)) şiirin her yürekte ve beyinde kendi potansiyelini ortaya çıkardığını görüyor ve anlıyorum. Elbette, gerçekten iyi bir şiirse.

Diğer taraftan Toplumcu-Gerçekçi bir çizgide yazmaya çalışan bir kalem olarak şiirin genel halk kitlelerinde ses getirir durumda olmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Bunu anlatmak oldukça zor. Nazım’ı örnek vereyim öyleyse. İlkokul mezunu bir köylü vatandaşımız bile onun şiirinden doğru mesajı alabilir pekâlâ.




7-Sizce şiir eleştirisi ve üslubu nedir?

Her şeyin hakkıyla yapılması gerekiyor. Eğer profesyonel bir eleştirmenseniz kaleminizi budaktan esirgememeniz, iyi şiir ve kötü şiir arasındaki farkı deşifre etmeniz elzemdir. Üslup elbette yapıcı olmalı ve şairi gerçekliğe çağırmalı. Çok şükür ki biz eleştirmen değiliz. :) Amacımız yüreklendirme ve doğru tespitlerle dostlarımızın şiirlerini yüceltmekten öteye gitmiyor. Şairin en önemli besin kaynağı “Ötekine İlgi”dir fikrimce.

Gelelim en önemli konuya. Her şair kendi şiirinin bir numaralı eleştirmenidir. İyi şiir yazabilmenin başat koşulunun; kötü bir şeyler yazdığında bunu her ne kadar zor olsa da kendine kabul ettirip, sayfayı karalamak olduğunu düşünüyorum. :)



8-Şiirde biçimsel yenilik arayışı, tekdüzelikten kaçış, okur nezdinde algısal çatışmaya dönüşür mü?

Çok önemli bir soru bu, teşekkür ediyorum. İzin verirseniz bu soruyu şu noktaya çekmeye çalışacağım. Şiir yaşayan bir varlık mıdır?

Ben tam da böyle düşünüyorum. Şiir, yazarının bilinçaltı güncesi olduğuna göre; yazarını etkileyen bütün süreçler şiiri de etkiler. Moda tabiriyle söylersek; “Değişim, değişmeyen tek şeydir”.

Örneğin yaş olgusunu dikkate alalım. Her şairin bir çıraklık, kalfalık ve en nihayetinde ustalık dönemi vardır. Şair bir önceki şiirinin özeleştirisini yapacak ve farklı olanı yaratma çabasını sürdürecektir. Çevresel koşullar, medeni hali, ekonomik durumu, toplumsal konumu bu değişimi daha da hızlı boyutlara taşıyacaktır.

Yenilik arayışı ve tekdüzelikten kaçış; değişen bir hayatın güncesi için hiçbir artı çaba sarf etmeden gelecek doğal süreçlerdir. Yeter ki şair her daim olduğu gibi görüp, gördüğü gibi yazabilsin.

Okura gelince; iyi ve tutkulu bir okur şairin gelişiminden kendine pay çıkaracak ve bundan hem değer verdiği şair hem de kendi gelişimi adına mutluluk duyacaktır. Okuru rahatsız edecek olan daha çok dünyayı algılama açısından önderi kabul ettiği bir düşünce adamının, argo tabiriyle dönmesiyle ilintilidir. Böyle şairler elbet yeni okurlar kazanmakla birlikte eski ve sadık müttefiklerini kaybetmeye mahkûmdurlar. Sadece şairler değil, tüm düşünce adamları için en kötü kaderin bir önce yazdıklarıyla çelişkiye düşmek olduğunu düşünüyorum.



9-Türk dilinin yozlaşması hakkında neler söylersiniz? Yozlaşmada yazarların da etkisi olduğu söyleniyor?

Türk dilinin yozlaşması artan popüler kültürün kaçınılmaz bir yan ürünüdür. Dünyanın her yerinde bu böyle. Klasik ve nitelikli hayat tarzından, sanat eserlerinden, davranış biçimlerinden uzaklaşan bir toplum var karşımızda.

Peki neden? Yanıt çok basit çünkü efendiler böyle istiyor! :)

Türk dili yozlaşıyor, çünkü; Türk Milli Eğitim Sistemi okumayan, sorgulamayan, birey olamayan bir nesil yetiştirme stratejisini benimsemiş.

Türk dili yozlaşıyor çünkü; aklın ve etiğin bu topraklarda hükmü geçmiyor. Her şeye olduğu gibi Türk Diline emek veren insan sayısı az. Ekonomik kaygılar nasıl olimpiyat şampiyonu yetiştirme şansımızı elimizde alıyorsa, Nobel ödüllü bir şair şansımızı da elimizden alıyor.

 

Demem o ki; okumayan topluma ulaşma şansı yok ki yozlaştırma şansı olsun. :)

 

Neo-liberalizmin Küçük Amerikası olmuş bir ülkenin insanı ne kadar yozlaşırsa, dili de o kadar yozlaşmaya mahkûmdur. Türk dilindeki yozlaşma türk toplumundaki sapkınlığın adeta barometresi, basıncı gösteriyor.:)

 Çözüm “bağımsızlığın karakter olduğu” bir nesil yetiştirebilmekte. O zaman sadece dilimiz değil, üretim biçimimiz, kültürel bilincimiz, siyasi gücümüz, medeniyet düzeyimiz, her bir şeyimiz doğru olacak.

10-Şiirin siyaseti olur mu? Bugün Sezai Karakoç. Okuyan Atilla İlhan’ı da seviyor ve okuyor? Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Şiir özgürdür tabii; hangi yürekte ses vereceği belli olmaz. Bildiğim tek şey; şiirin ancak düşünen ve içinde yaşamın öfkesini ve sorularını barındıran dimağlarda yer bulduğu…

Öyleyse iyi bir şiir siyasetin ta kendisidir; diyebiliriz. :) Hem Antik Çağların ilk siyasetçileri, ilk filozofları şair değil miydi? Şiir politik duruşunu bildiren bir manifestodur zaten. Ağaçlardan, çiçeklerden bahseden bir şiirde politiktir. “Ben çevremde yaşananlara duyarsız bir nihilistim.” der ve şairini ele verir. :)

İnsanoğlu, şu çelişkilerle dolu dünyada bir var olma sorunuyla, yaşam kavgasıyla baş başadır. Ama insan toplumsal bir varlık olarak bu kavgayı hiçbir zaman yalnız vermez. Toplumsal sınıfı ile birlikte mücadele vermektedir. Aynı toprağın çocukları olarak ulusuyla birlikte mücadele vermektedir. En nihayetinde dünya vatandaşı kimliği ile birlikte tüm insanlık için direnmek zorundadır.

 Okur nasıl ki; ekmeğini, toprağını, onurunu korumaktaysa şiirlerini de koruma yolunu seçer. O yüzden Türkiye de Nazım Hikmet bir numaradır. O yüzden Atilla İLHAN’ın dünya görüşünü okumuş ve sevmiş bir genç üniversiteli kalkıp Ahmet ALTAN kelamı okuyup sevmez.

Bu bağnaz bir yaklaşım değil kesinlikle, belkemiği olan normal bir insan davranışı sadece.

Her şeyi okumak, bunda kötü bir yan yok; sorun sınıfsal, ideolojik ve kültürel “Taraf”ını belirleyebilmekte. Gerisi ise hoşgörünün ilgi alanına giriyor efendim. :)

 


11- Yaşanılan aşklar yüreğimizde somut, gözle görülür bir iz bırakır mı? Bırakırsa şair bunu nasıl dile getirir?

            Aa bakın bunun için iyi bir şiir var elimde. :) Ben susayım, şiirim konuşsun;

 

 

     ---Son Söz---

'İnsanların çoğu sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.'

SHAKESPEARE

 

Şimdi sana “Gel” desem,
Boşlukta yankılanıp dağılır mı sesim?
Marmara’yı geçer de ulaşır m' ola;
Verilecek “Hayır” yanıtı uğruna?

Şimdi sana “Üzgünüm” desem,
Hüznün ne biçim bir şey olduğunu hatırlar mısın?
Bir ayrıntı için bile olsa;
Burkulur mu gönlün biraz?

Şimdi sana “Muhtacım” desem,
Yoksulluk aklına gelir mi sahiden?
Yediğin ekmeğe, içtiğin suya muhtaçlığını düşünüp;
Sorgular mısın zamanı?

Şimdi sana “Yorgunum” desem,
Hatırlar mısın yaz tatilinin yanıklarını?
Ya uykusuzluğumuzu
Ve tatlı esneyişlerimizi, sabahları?

Şimdi sana “Ölüyorum” desem,
Kederlenir misin bir dostun ayrılışına?
Bir iki mısra dökülür mü benden?
Ve gözyaşı döker misin ben giderken?

Bu rüzgâr deli,
Bu dalgalar koskoca,
Bu fırtına teknemi parçalamaktayken;
Şimdi sana “Mutlu ol” diyorum...

Albatros(Fikret ÖZDAL)


12- Ceyhun Atuf Kansu: 'Şiir yazılan bir ülkeden umut kesilmez! ' Öyleyse mücadeleye ve direnmeye devam diyor..Bu görüşe katılıyor musunuz? Açıklayabilir misiniz?

   Tüm kalbimle! Bizler yani “Mustafa Kemal’in Akıllı Adamları” konjonktür bakımından yenilmiş durumdayız. Sevgili Halkımız bize iltifat etmiyor. Fakat bu çok sürmez; rüzgâr bizden yana döner. Çünkü gençler modernitenin, teknolojinin, kendi iç dünyalarının ve en önemlisi haklarının ayırdına varmaya başlıyor yeniden…

 

Şöyle seslenelim;

 

Kusura bakmayın Küresel Efendiler ve Yerli İşbirlikçileri!

Her şey değişir, dünya yeniden kurulur. Türkiye yine Kılıçarslanın, Yunus Erme’nin, Pir Sultan Abdal’ın, Fatih Sultan Mehmet’in, Bekçibaşı Hasan’ın, Köy Öğretmeni İbrahim’in, Mehmet Akif’in, Nazım Hikmetin, MUSTAFA KEMAL’in vatanı olarak kalır,

 SİZ; Geldiğiniz gibi gidersiniz!

“BAĞIMSIZLIK BİZİM KARAKTERİMİZDİR!”


13-Sizi yansıtan sevdiğiniz bir şiiri bizle paylaşır mısınız?

İddialı bir şiir olsun öyleyse. :) Uğur Mumcu için yazdığım (biraz da kendim için) bir şiirle sona ersin söyleşimiz.

Değerli Dostum ilginiz için çok teşekkür ediyorum. Fırsat bulduğumda aranıza geri döneceğim. Güzel grubumu ve sizleri çok özledim ama hakkını veremedikten sonra, bir anlamı olmuyor. Şimdilik rezerv kuvvet kabilinde beklemedeyim.

Çok değerli Hanımefendilere ve Sevgili Ustalarıma selam gönderiyorum.

 

---Derin Kazın Mezarımı---

'Uğur MUMCU'nun Anısına'

Devrimciyim.
Aman deyin, derin kazın mezarımı.
Kazın ki; yapışmayayım dünyanıza,
Dut ağacını sallayan çocuk gibi.

Devrimciyim.
Hakkınız var, çok çektiniz benden.
Ağalar, beyler, açlığı bilmeyenler.
Kurtuldunuz gayrı;
Eşitlik illetinden.

Ama bilesiniz şunu;
Bahar gibi gelirim,
Bozkırda başak gibi,
Göçmen albatros gibi.
Çökerim tepenize.

Ölümlüyüm.
Sonsuz değil yaşam bu dünyada.
Ama yaşarım bir dünya atlasında,
Bir şiir seçkisinde,
Bir sazın tınısında.

Sesliyim.
En azından yankısı kalır dağlarda,
Bir çocuk dimağında,
Bir tarih kitabında.

Özgürüm.
En kötüsü sizin için;
Baskılara yakılacak ışığım.
Bunun korkusu bile size fazla...

Albatros(Fikret ÖZDAL)

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::