MARKA - İZM / ERGİN BİNGÖL....
17/12/2008 · Kategori: Birikim
Dengelerin sürekli değiştiği yüz yılımızda insan, kendini ve sorumluluklarını korumak adına çok büyük sıkıntılar çekmiştir. Sorumlu insan, bir yandan toplumsal değerlerin savunuculuğunu yaparken; bir yanan da özverili bir yaşamın sıkıntılarına boyun eğmek zorunda kalmıştır. Ancak, çağın getirdiği bu zorlukların baskısı altındaki insan, zamanla gelişen ama bir yandan da çelişen bilinç düzeyiyle, acımasız rekabet zincirinin halkalarına ulanmak zorunda kalmıştır. Rekabet, kendi içinde tüketimi kendisine koşut olarak geliştirmiş ve bireysel özgürlüğü, çıkar ve bencillik üzerine oturtmuştur hep. Bu nedenle bireysel özgürlük, geniş kapsamlı anlamından saptırılarak, dar anlamdaki 'benim param değil mi, istediğim gibi harcarım veya kullanırım' bencilliğine kaptırılmıştır. Halbuki bireyi birey yapan özgürlük anlayışı, sadece para değil; ondan da çok, öz çıkarıdır. Ancak, Evrensellik çabalarının ağır bastığı çağımızda, her bireyin yaşama hakkı olan Eğitim, Sağlık gibi öz çıkarlar dahi, rekabet zincirinin bir halkası olmaktan kurtulamamıştır günümüzde... Bu nedenle albenisi güçlü rekabetçi öğeler karşısında, toplumları toplum yapan Özgürlük – Dayanışma – Paylaşım - Eşitlik gibi toplumsal değerler göz ardı edilerek insanlar, hırs ve tutkuların okyanusuna çekilmeye çalışılmıştır. Var olmak bir hırs, bir tutku değildir; fakat, var olurken üretmek, üretirken dayanışmak; üretileni paylaşırken de, yaşamın anlamını güzelleştirmek gerekir. İşte bu anlayışla üretilen her mal kendi yerli malımızsa ve uluslar arası rekabete girebiliyorsak ancak, yaşamı paylaşıyoruz demektir.
Fakat insan oğlunun doyumsuz duygularının ağırlığı, bu yaşanası gezegenimizin uyumunu bozarak, aşırılığın ve çıkarların dönen küresi yapmıştır. Günümüzde yaşanan olayların kökenindeki aşırılıkların başında, özentili tüketim tutkusunun getirdiği yabancı 'MARKA' kompleksi bulunmaktadır. İnsanlarımızı bu komplekstir ki; bu gün, olmayan gönencin(refah) ve mutluluğun gösterisine terk etmiştir. Eğitim kurumlarımızdan iş merkezlerimize, varoşlardan metropollere kadar tüm toplumsallığın yaşandığı yerlerde hala, bu kandırmaca yaşanmaktadır.
Toplumda yaratılan 'marka' tüketim tutkusu günümüzde, bu aşırı tüketime katılamayan toplum katmanlarında dahi onarılmaz sıkıntılar yaratmaktadır. Bu sıkıntı, iyi yetişmiş toplum katmanlarında doyumsuzluğa neden olurken; iyi yetişmemiş toplum katmanlarında da, ruhsal çöküntülere neden olmaktadır. Temelde ise, eğitimsizliğin olduğunu söylemek kahinlik sayılmaz herhalde. Çünkü, okumuş olmak veya bir okul bitirmiş olmak, eğitim görmüş olmak anlamında algılandığında; halkımızın
Yıllarca süren bu karmaşada, sonunun ne olacağını bilemeden yetişen gençlerimiz; eğitimimizin kısır döngüsü içerisinde, yıllarca dönüp durmuş ve durmaktadır da... İnsanlarımız çoğunlukla bu gün dahi, yetiştikleri okullarda eğitilmeden ve bilinçlenmeden toplumun tuzaklarla dolu katmanlarına atılmaktadırlar. Böylece ne idüğü belirsiz, tutkulu ve bağnaz düşüncelerin tutsağı olmaktan da kendilerini kurtaramamaktadırlar. İçinde yaşadığımız bilgi çağında dahi bu bağnaz çevreler, okumuş kültürsüz, tembel cahil ve aşırı tüketim tutkunu MARKA-İST düşünceye yatkın insanlarımızın yumuşak karnını sürekli kaşımakta ve kendilerine oldukça fazlada taraftar toplamaktadırlar. İnsanlarımızı böylesi tuzaklardan korumanın tek yolu da; en alt birimden en üst birime kadar, her çağdaş kurum ve kuruluştan geçmektedir.
İşte bu aşamada, her düzeydeki toplum katmanlarına, çağdaş demokratik anlayışla hazırlanmış ve ülke koşullarımıza uygun 'EĞİTİM' yasaları uygulanmalıdır. Çağdaş Demokratik toplumsal değerler doğrultusunda gelişme, her türlü bağnazlığı ve yozlaşmışlığı reddeder çünkü. Çağdaş uygarlık düzeyinde demokrat bir birey olmak ise, bilinçli bir demokrat olmakla başlar. Bu nedenle, ülkemizi az gelişmişlik çıkmazından kurtaracak Çağdaş Demokrat Yönetici kadroları öncelikle, kendi bünyelerinden başlayarak, bilim ve ülke gerçeklerine uygun nesnel yapılanmalarla tabana inme gayreti göstermelidir. Ayrıca, üretimin her aşamasında çoğunlukla öz kaynaklardan üretilen dayanıklı ve kaliteli yerli üretimlerle, uluslar arası rekabete açılabilmek olmalıdır ilk koşul. Ulusumuz ancak bu şekilde, adı 'marka', soyadı 'izm' olan MARKA-İZM şablonunun, rekabet ve baskısından kurtulabilir. Az gelişmişlikten kurtuluşa giden her yol, çağımıza göre düzenlemiş, her düzeydeki insana yönelik eğitim veren üretici Köy Enstitüleri, Halk Evleri ve Sanat Enstitülerinin yeniden kurulmasından geçer ancak.
13/ MAYIS / 2002 İSTANBUL
Ergin Bingöl
“Öğretmen dünyası” dergisinin 283. sayısında yayımlanmıştır.
SEHER ERCAN'IN KALEMİNDEN...
29/11/2008 · Kategori: Birikim
*** BİR GÜN ***
Alıp başımı gitmek istiyorum
Nereye olursa.
Dolup taşıyor
Gözyaşlarımla yüreğim.
Bir gün
Sevgimin de dert olacağını
Hiç mi hiç düşünmemiştim.
(1985-Ankara )
*** YAŞAMAK LAZIM ***
Başı karlı bir dağın eteklerinde
Diz çöküp bir pınara
Avuç avuç su içmek gibi
...
Bir sabah uyanıp
Bir bağ evinde
Mis kokan havasını
Solumak gibi
...
Emeğinden dökülen alın terini
Elinin tersiyle silip
Bağdaş kurup toprağa
Oturmak gibi
...
Ve bir kartal gibi
Açarak kanatlarını özgürce
Sonsuza uçmak gibi
Yaşamak lâzım.
(.27.12.2006)
Seher ERCAN
« Önceki ::
